22 Temmuz 2014 Salı

Güzel Bir Hikaye

İnternette Gezinirken Bulduğum Güzel Bir Hikayeyi Paylaşmak İstedim...


Ahmet ve Nihat 
adında iki arkadas varmış. Aynı okulda okuyorlarmış. Ahmet İstanbul'da yaşayan, 
evi, arabası yeterince parası olan biriymiş. Nihat memleketten İstanbul'a gelmiş 
zor şartlar altında yaşayarak okuyormuş. Bunlar zamanla daha da iyi arkadaş 
olmuşlar. Ahmet Nihat'ın durumuna üzülüyor, yardım yolları arıyormuş. Nihat'ı 
evine almış. Yedirmiş içirmiş. Cebine para koymuş. Üstünü giydirmiş. Kendine 
aldığı yeni kıyafetleri bile ona vermiş. Artık beraber gül gibi yaşayip 
gidiyorlarmış. Bir gün Ahmet camdan dışarı bakıyormuş. Karşıdan gelen, uzun 
süredir hayran olduğu ve yakında açılmak istediği kızı görmüş. Ve sonra arkadan 
Nihat'ın onu takip ettiğini.

Nihat eve gelmiş ve Ahmet'e o kızdan çok 
hoşlandığını aralarını yapıp yapamayacağını sormuş. Ahmet kendisinin de ondan 
hoşlandığını söyleyememiş. Arkadaşının üzülmesini istememiş çünkü. Aralarını 
yapmış. Derken zamanla okul bitmiş. Nihat bir süre sonra Kayseri'ye Vali olmuş. 
Evi arabası, yatı, katı, bir sürü parası olmuş. O kızla da evlenmiş.

Ama 
Ahmet tam tersi. Evini arabasını kaybetmiş. Bütün parası bitmiş. Yatmaya yeri 
yemeye yemeği kalmamış. Aç sefil gezerken komşuları,

-Senin bir arkadaşın 
vardı Nihat diye. O Kayseri'ye Vali olmuş, neden ondan yardım istemiyorsun, 
belki sana bir iş verir, demişler. Ahmet reddetmiş hemen. Bunu kabullenemem 
demiş. Komşular ne kadar ısrar ettiyse de bir türlü kabul ettirememişler. Ahmet 
için daha zor günler başlamış. Bakmış olacak gibi değil, komşularını dinleyip 
tutmuş Kayseri'nin yolunu. Valiliğe gelmiş. Ordaki odacılardan birine:

Nihat Bey'i görmek istiyorum, demiş.

Odacı Nihat Bey'in yanına girmiş 
çıkmış ve "Sizi görmek istemiyor" demiş. "Nasıl olur," demiş Ahmet, "Ona 
İstanbul'dan çok yakın arkadaşın Ahmet geldi deyin." Odacı tekrar gitmiş ve 
Nihat Bey sizi tanımadığını, eğer daha fazla ısrar ederseniz kovduracağını 
söyledi demiş.

Ahmet duyduklarına inanamamış. Nasıl olur da, yemeyip 
yedirdiği, giymeyip giydirdiği, sevdiği kızı bileeliyle verdiği canciğer 
arkadaşı Nihat onu tanımaz? Yıkılmış bir şekilde Valilikten çıkıp doğru Nihat'ın 
evine, eskiden hoşlandığı kızın yanına gitmiş. Belki yardım eder diye. Kapıyı 
çalmış. Birinin gelip dürbünden kendine baktığını hissetmiş. Ama kapıyı açmamış 
kadın.

Bir kez daha yıkılmış. Dışarı çıkıp kendini toplamaya çalışırken 
yanına yaşlı bir amca yaklaşmış. Ahmet'in durumundan çok etkilenmiş adam. Olayı 
anlatmasını istemiş. Ahmet de olduğu gibi anlatmış. Adam çok üzülmüş. Demiş 
ki:

- Bak evladım. Seni çok sevdim. Dürüst bir insana benziyorsun. Bak 
benim şurada bir sarraf dükkanım var. Gel istersen benimle çalış. Hem para 
kazanırsın hem de yatmaya yerin olur.

Ahmet hemen kabul etmiş ve 
çalışmaya başlamış.

Gel zaman git zaman dükkana başka bir yaşlı amca 
gelip gitmeye başlamış. Çok iyi arkadaş olmuş Ahmet'le. Bir gün bu yaşlı amca 
elinde bir kutuyla gelmiş dükkana. "Bak ben bir yere gidiyorum. Eğer 3 ay 
içerisinde dönmezsem bu kutu senindir, istediğin gibi kullan" demiş. Ahmet 
kutuyu almış, odasında bir yere koymuş. 3 ay geçmiş, 4 ay geçmiş, 6 ay geçmiş 
amca hâlâ gelmemiş. Sonunda Ahmet kutuyu açmaya karar vermiş. Bakmış içinde, 
elmaslar, mücevherler, altınlar, bir sürü de para var. Ne yapacağını şaşırmış. 
Hemen patronuna gidip durumu anlatmış. Patronu da artık o kutunun kendisinin 
olduğunu, istediği gibi kullanabileceğini söylemiş. Bir de öneri de 
bulunmuş:

- Bak sen bu işi iyice öğrendin. Gel sana bir kuyumcu dükkanı 
açalım. Gül gibi geçinip gidersin.

Hemen dükkanı açmışlar. Ahmet almış 
başını yürümüş. Ev, araba, yat, kat... Zengin olmuş kısacası. Bir gün dükkanına 
bir anne-kız gelmiş. Kızdan hoşlanmış Ahmet. Zamanla görüşmeye başlamışlar, 
derken nişanlanmışlar. Düğün vakti gelmiş. Davetiyeler hazırlanırken kız "Valiyi 
de çağıralım" demiş. Ahmet kabul etmemiş. "Nasıl olur" demiş kız, "Biz bu şehrin 
ileri gelenlerindeniz, valiyi çağırmasak olur mu?" Ahmet yine kabul etmemiş. Kız 
ısrarla neden böyle davrandığını sorduğunda anlatmış Ahmet. Sorunun bu şekilde 
çözülmeyeceğini söylemiş kız:

- Biz çağıralım, o yaptığından utansın, 
demiş.

Ve Vali Nihat Bey'e de bir davetiye yazmışlar.

Düğün günü 
gelmiş çatmış. Davetliler tek tek gelirken heyecan içindeymiş Ahmet. Nihat'ın 
gelip gelmeyeceğini merak ediyormuş. Derken eşiyle kapıda görünmüş Nihat. Ahmet, 
ilk başlarda gözgöze gelmemeye çalışmış. Nihat ne yana gitse öbür tarafa 
kaçıyormuş Ahmet. Hiç göz göze gelmemeye çalışıyormuş. Sonunda dayanamamış, 
piste çıkmış, almış mikrofonu eline. Başlamış anlatmaya:

- Zamanında ben 
durumum iyiyken sevgili Valimiz Nihat Bey ile aynı okulda okuyorduk. O zamanlar 
Nihat Bey'in durumu bu kadar iyi değildi. Nihat'ı evime aldım. Yemedim yedirdim, 
giymedim giydirdim. Sevdiğim kızı bile ona verdim. Bir gün benim durumum 
kötüleşti. Elimde avucumda ne varsa kaybettim. O kadar zor durumdaydım ki 
Nihat'a yardım istemeye gittim. Ama o beni tanımadığını söyledi, kovdurdu. 
Oradan çıkıp eşinin yanına gittim. Ama O, kapıda benim olduğumu bildiği halde 
kapıyı açmadı. Şoke olmuştum. Dışarıya çıkıp kendime gelmeye çalıştığım anda bir 
amcayla karşılaştım. Sağolsun bana bir iş, yatacak bir yer verdi. Orada 
çalışırken çevrem genişledi. Başka bir amcayla tanıştım. Gel zaman git zaman o 
amca elinde bir kutuyla geldi yanıma. Bir yere gideceğini 3 ay içerisinde 
dönmezse kutunun benim olacağını söyledi. Gelmedi. Kutuyu açtım. İçinde beni 
bugünlere getiren yüklü eşyalarla ve paralarla karşılaştım. Sonra kendime bir 
kuyumcu dükkanı açtım. Orada sevgili nişanlımla tanıştım. Ve evleniyorum. 
Anlattıklarım yalansa yalan desin Nihat Bey, demiş ve bırakmış 
mikrofonu.

Herkes şaşkınlık içinde Nihat Bey'e dönmüş. Acıyarak bakmışlar 
bir Ahmet'e, bir Nihat'a. Nihat bir cevap vermek zorunda kalmış. Almış 
mikrofonu. Başlamış anlatmaya:

- Evet Ahmet'in söylediklerinin hepsi 
doğrudur. Yalan diyemem. Zamanında bana çok yardım etti, hakkını ödeyemem. 
Sağolsun benim mutlu bir evlilik yapmama öncülük etti. Ama eşimi zamanında 
sevdiğini bilmiyordum. Durumunun kötüye gittiğini, bir gün bana geleceğini 
biliyordum. Hep o günü bekledim. Ve sonunda geldi. Onu kapıdan kovdurdum, 
doğrudur. Ama niye kovdurdum? Eğer ben o zaman ona yardım etseydim gururuna 
yediremeyecekti. Belki de bir süre sonra intihar edecekti. İyi bir arkadaşımı 
kaybetmek istemezdim. Buradan çıktıktan sonra direk eşime gideceğini biliyordum. 
Hemen eşime telefon açtım. Ona Ahmet'in geleceğini, kapıyı açmamasını söyledim. 
Açmadı. Derken bizim evin karşısında bir sarraf dükkanı işleten arkadaşım var. 
Ona hemen telefon açtım. Bizim evden çıkan bir adam görürse onu işe almasını 
yardımcı olmasını istedim. İşe aldı, yatacak yer verdi. Bir gün babamı gönderdim 
ona. Can yoldaşlığı etsin diye. İyi arkadaş oldular. Sonra babama bir kutu 
verdim Ahmet'e götürsün diye. O kutu babamın değildi. Benim de değildi. O zaten 
Ahmet'indi. Ona borcumu hiçbir zaman ödeyemem. Ahmet kutuyu aldı. İyi kullandı 
ve bugünlere geldi. Bir gün annemle kızkardeşimi gönderdim. Durumu nedir bir 
kontrol edin diye. Orada birbirlerini görüp aşık olmuşlar, 
evleniyorlar...

Bırakmış mikrofonu. Ahmet'le beraber herkes şaşkınlık 
içinde kalmış. Bir an göz göze gelmişler. Derken birbirlerine sarılıp özür 

dilemişler. Güzel bir düğün olmuş, beraberce mutlu yaşamışlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Adınız ile yorum yapmak için Yorum Biçiminden Adı/URL ye tıklayınız